Gönderen: yakaza | Temmuz 10, 2009

Su OLduğunu Düşün …

Şimdi sen “su” olduğunu düşün.

Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez…

İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.

Ama ister çeşmelerden dökül,

ister göklerden yağ,

ister nehirler dolusu ak;

dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.

Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın…

Unutma; daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin…

Gürültünün parçası olursun sadece!..

Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.

Çünkü; “Su nasılsa burada,

 lüzum yok ki suyu kana kana içmeye” diye düşünürler…

 Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!

Ormandaki hiç bir hayvan,

ırmağın gürültüler koparan yerinden

su içmeye çalışmadı şimdiye kadar.

Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi;

suyun durgun yerlerini bulabilmek için gittiler

ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler;

Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda…

 Sen, hep bir su olduğunu düşün.

 Su gibi güzel, su gibi yararlı,

su gibi vazgeçilmez…

Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.

Ama su gibi yaşatıcı ol ;

 Su gibi yıkıcı,

sürükleyici ve öldürücü değil!..

 Sen bir su ol…

 Ama rahmet ol; afet değil!

Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,ocaklarını söndürme;

Sana “felaket” denmesin!

Su isen bir bardağa sığabil ki;

damarlara giresin!..

 Su;

yüce Tanrı’nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri…

Ve suya benzediğini unutma!

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı,

su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu da unutma.

Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi,

su gibi de “kıyametler” koparıcı olabileceğini unutma… …

 Şimdi sen “su” olduğunu düşün.

Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez…

 İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.

Ama ister çeşmelerden dökül,

ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak;

dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.

Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın…

 Unutma; daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin…

 Gürültünün parçası olursun sadece!..

Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.

Çünkü; “Su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye” diye düşünürler…

Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!

Ormandaki hiç bir hayvan,

 ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar.

Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi;

 suyun durgun yerlerini bulabilmek için gittiler

 ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler;

Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda…

Sen, hep bir su olduğunu düşün.

Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez…

 Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.

 Ama su gibi yaşatıcı ol ;

Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..

Sen bir su ol…

 Ama rahmet ol; afet değil!

Su isen tarlalarını basma insanların,

yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme;

Sana “felaket” denmesin!

Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!..

 Su; yüce Tanrı’nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri..

. Ve suya benzediğini unutma!

 Su gibi özel, su gibi güzel,

 su gibi faydalı, su gibi lüzumlu

ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu da unutma.

Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi,

su gibi de “kıyametler” koparıcı olabileceğini unutma…

 Unutma; Senin işin rahmet olmak, afet değil!

Vadiler varken önünde ve ovalar varken yayılabileceğin;

 küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini

ve bardaklara bölebiliyorsan,

hayat verirsin çevrene.

Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe…

Yoksa hep duyulmayan,

 dinlenmeyen; korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi…

 Tercih elindeydi hep ve hep de “senin” ellerinde olacak…

Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için,

sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu

zannettireceksin çevrendeki insanlara!

Ama yapman gereken şu değil mi?

Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.

Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,

 kimin anlayıp anlamadığını.

Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini…

 Hatta anlayanların anladıklarının da

senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin…

 Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek,

en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın…

Ahmak olmayan yolcuların,

önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde,

saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,

vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi,

sen de fikrini bildireceğin kişinin “kıyıya yanaşmasını” bekleyeceksin !..

Demeyeceksin;

 “Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!..”

Demeyeceksin;

“Ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim.

Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..”

Keşke öyle olsaydı.

Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil…

Ağzını açıp “Şelaleden dökülen suyu” içmeye çalışan bir tavsan gördün mü hiç?..

Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden ,

susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü?

Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; beyni olan her yaratık gibi!

Hadi… Sen şimdi “su olduğunu” düşün,

ve kendini “su gibi” hisset…

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı…

Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu hatırla…

Ama yine su gibi

“bir küçük bardağın içine” sığdır ki kendini;

girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Hayat ver…

Vazgeçilmez ol!..

Nejat Koçer


Responses

  1. gerçekten çok güzeldi:)))

  2. sana katılıyorum bahar çok güzeldi
    aaqua_1989@hotmail.com


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: