Gönderen: yakaza | Eylül 3, 2008

zor siyaset

 
Zor siyaset
 
Ben gençken Türkiye’nin devlet yönetimiyle dalga geçmek için çok sık tekrarlanan bir kalıp vardı.

“Dünyanın bütün devletlerinde durum ciddidir ama vahim değildir… Türkiye’de ise durum ciddi değildir ama vahimdir.”

Gerçekten de böylesine vahim bir gayri ciddiyeti yeryüzünde bulmak kolay değil.

Hiç yoktur demiyorum.

Bunca devlet arasında bize benzeyen birileri daha çıkar ama sanırım onları bulabilmek için Okyanusya’da, Afrika’da hatta belki Ortadoğu’da falan dolaşmak gerekir.

Devlet olamayan devletlere genellikle oralarda rastlanıyor çünkü.

Bunca devletten söz edip, devleti kutsayıp, yüceltip sonra da devlet olmayı becerememekte iç burkan hazin bir yan var elbette.

Bin yıllık Bizans, altı yüz yıllık Osmanlı geleneğinden süzül gel ve devlet olmayı becereme…

İnsan, “bunun için özel bir çaba mı gösteriyorlar” diye düşünmeden edemiyor.

Sanırım, devletin içindeki insanların çoğunluğu aslında devletin ne anlama geldiğini bilmiyor.

Yasa, kural, disiplin, bizim devletin pek bildiği ölçüler değil.

Yasalara uymayan bir Anayasa Mahkememiz, disipline uymayan askerlerimiz, kuralları ciddiye almayan siyasetçilerimiz bulunuyor.

Anayasa Mahkemesi’nin “367” ile başlayan skandallar silsilesi o kadar yeni ki kimse unutmaya fırsat bulamadı.

Mahkeme, siyasete müdahale edeceğim derken arka arkaya yasaları çiğnedi.

Pek de aldırmadı.

Daha da tuhafı kimse aldırmadı.

Anormalliklerin normalleştiği bir düzeyde hayatımızı sürdürdüğümüzden kimse pek bir şeyi yadırgamıyor.

Anayasa Mahkemesi’nin son AKP kararı var biliyorsunuz.

Ne anlama geldiğinin anlaşılamadığı bir karar.

İktidar partisi “laiklik karşıtı bir odak ama biraz para verip böyle yapmaya devam etsin” türünden bir karardı bu.

Şimdi bunun gerekçesini yazıyorlar.

Bizim gazetenin öğrendiğine göre, karar gerekçesinde “başbakanın” on ayrı suç işlediği ileri sürülüyormuş.

Şimdi, bir durup düşünün…

Bir ülkenin Anayasa Mahkemesi, o ülkenin başbakanı için “laiklik karşıtı on ayrı suç işledi” diyor.

Sonra mahkeme mahkeme olarak, başbakan da başbakan olarak yoluna devam ediyor.

Herhangi ciddi bir ülkede bu mümkün mü sizce?

Başbakanın çok ciddi bir suç işlediğini ilan eden bir mahkemeyle, o mahkemenin suçlu ilan ettiği başbakan birarada duramaz.

Birinden birinin yerini terk etmesi gerekir.

Ama tabii bizde öyle olmayacak.

Ve, biz zor günler yaşayacağız.

Siyasi iktidar ne zaman önemli bir karar alacak olsa muhalefet, “sen suçlusun, şeriat getirmek için bunu yapıyorsun” diye ayağa kalkacak.

Önemli hiçbir kararın alınmasından hoşlanmayan bir muhalefetimiz olduğunu düşünürsek, bunun çok sık tekrarlanacağını da anlayabiliriz.

Anayasamızın değişmesi gerekiyor.

Hükümet, başbakan hakkındaki bu karardan sonra bu değişikliği nasıl yapacak?

Dünyanın en çağdaş anayasasını yapsa bile CHP ayağa kalkacak “şeriat anayasası” diye.

Generaller, yargıçlar ona katılacak.

Kilitleneceğiz.

Bu garabete, AKP’nin özellikle son zamanlarda “çağdaş hamlelerdeki” ürkekliğini de eklerseniz nasıl zor bir zamandan geçeceğimizi de daha net kavrarsınız.

Anayasa Mahkemesi böylece siyaset alanını iyice daraltacak.

Bugünkü sorunların aynen devam etmesini sağlayacak.

Amacı da herhalde bu zaten.

Peki, ne olacak?

Mahkemenin hayatımızın kapısına taktığı bu kilidi bu ülke nasıl açacak?

Benim görüşüm baştan beri hep aynı.

Aynen 27 Nisan muhtırasına verilen cevap gibi, Anayasa Mahkemesi’ne de halkın cevap vermesi gerekiyor.

Bunun için de seçime gidilmeli.

22 Temmuz seçimleri nasıl “ordunun siyasete karışıp karışmaması” konusunda gizli bir referandum anlamı taşıdıysa, bu yeni seçim de “yargının siyasete müdahalesi” konusunda bir referandum olacak.

Siyasetin göbeğine oturmuş bir yargıyı oradan herhangi bir siyasi parti tek başına kaldıramaz.

Halkın desteğine ihtiyaç var bunun için.

O destek de seçimde aranmalı.

Öyle bir seçimden sonra da burada ciddi bir devlet yapısı oluşturabilmek için harekete geçilmeli, ciddi ülkelerin ölçüleri burada da kabul edilmeli.

Bilmiyorum böyle olur mu gelişmeler.

Devlet olmamaya o kadar alıştık ki bu tuhaflığa kimse aldırmayabilir.

O zaman ne yapmalıyız?

Bence, “sonbahar geliyor, yakında kestaneciler de çıkar ortaya” deyip “siz kestane sever misiniz sayın yönetici” türünden devlet ciddiyetine uygun sorular sormalıyız.

Ahmet Altan
Taraf/ 02.09.2008


Responses

  1. 02.09.2008

    Made in Germany

    Deniz seviyesinden 600 m yüksekte yaşıyorum. Dört tarafım yem yeşil, çok havadar ve sakin bir yer. Kışı 14 gün kadar sürüyor ama bu 14 gün 3 aya bedel. Evimden şehre 10 Km. Dağ yolu! Yaklaşık 3-4 aydan beri hummalı bir çalışma var bu yolda…

    Amaç dağda biriken yağmur ve kar suyunu aşağıya indirmek!?

    İster inanın, ister inanmayın zamanında dökülmüş olan asfalt kalınlığı yarım metre yani 50 cm civarında. Çakıl makıl hariç, sırf bildiğin o kapkara ziftten bahis ediyorum. Pardon, Türkiye’de ortalama asfalt kalınlığı ne kadardı? Bu arada su ve alınan önlemlere hiç değinmemeyi yeğliyorum.

    Yazılarımı takip edenlere ve link verenlere buradan teşekkür etmek istiyorum. Bugün itibariyle 1821 siteden link alıyorum. Buda düşünce ve kaygılarımla yalnız olmadığımı gösteriyor. Bazı tepkilerden şu izlenimi ediniyorum:

    CHP, MHP ve AKP’yi hatta Atatürkçü Düşünce Derneğine kadar varan eleştirel bir tutumum varmış!

    Doğru, amacım zaten eleştirerek düşünmeye teşvik etmek. Bir iş yapılıyorsa o işin mümkün mertebe doğru yapılmasından yanayım.

    Ben her şeyi doğru mu yapıyorum?
    Hayır!
    Her şeyden önce insanız ve insan olarak hatta yapmamız doğaldır diye düşünüyorum önemli olan yapılan hatalardan ders çıkarabilmektir.
    Geçelim…

    Deniz Baykal darbe çağrısı yapıyor mu, yapmıyor mu bilmem.

    Deniz Baykal demokratik teamüller içersinde baş edemediği rakiplerini asker yoluyla dize getirmek istiyormuş ama bunu bu şekilde söyleyemiyormuş muş, bak sen…

    O Genelkurmaydan beklentilerini söyleyemiyorsa ben söyleyeyim:

    Türk Silahlı Kuvvetleri bağımsız, laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin teminatıdır.
    Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye Cumhuriyetinde güvenilen ve sayılan kurumlar arasındadır.
    Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyetinde Türk Silahlı Kuvvetleri kadar güven veren başka bir kurum yoktur!!!
    Durum böyleyken Türk Silahlı Kuvvetlerinden beklenen – hiç kimsenin, hiç bir şekilde yanlış anlamasına meydan vermeyecek bir şekilde – tutumunu bildirmesidir. TSK bunu yapıyor. Ama gerekli olduğu kadar sert bir ifadeyle değil. Müsaadenizle ifademi biraz daha açıklayayım:

    Türk Silahlı Kuvvetleri açık seçik bir şekilde bu gidiş hata dur demelidir. Bunu ile darbe yaparak, iktidardaki zihniyeti devirerek yapması gerekmiyor!

    Asker konuştu mu halk canla başla dinler. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu gücü küçümsenmemeli.

    Sanırım Atatürkçü kimliğimle tanınıyorum. Mustafa Kemal askerin siyasetten belirleyici olmasını hiç bir zaman istememiş ve gereken tüm adımları atmıştır. Ancak Türkiye’de genel anlamda örgütlenme, sivil bir yapılanma yok denecek kadar azdır. Siyasal partilerin durumu ortada, söze gerek yok. Olmayan kurumların yerini ancak ve ancak Türk Silahlı Kuvvetleri doldurabilmektedir. Meydanı boş bırakırsan böyle…

    ***

    03.09.2008

    Nerde kalmıştık?
    Meydan boş kalırsa da…

    Evet, hodri meydan dendi, “erler” meydana çıktı…
    Er meydanı boş!
    Muhalifi olmayan erin pehlivanlığı böyle olur!
    Gelin sizinle bir kaç yüz yıl gerilere giderek Rusya’ya bir göz atalım. Hani “rahatsız ederlerse, rahatsız ederiz” diyen “yiğitler” vardı ya, meydan okuyup gösteriş yapan sonra da geri adım atan “bizim” pehlivanlar…

    Rusya’nın çağdaşlık yolunda yükselişi I. Petro (1672 – 1725) ile başlamış, II Katerina (1729 – 1796) ile doruk noktasına ermiştir. I. Petro iletişim, ulaşım ve eğitimin çağdaşlık yolunda vazgeçilmez unsurlar olduğunun bilincindeydi. Vizyon ve misyon sahibi bir lider (çar) olarak yönlendirdiği ülkesi umutlarını boşa çıkarmamıştır.
    Trans Sibirya demiryolu (1891 – 1916) ekonomik acıdan Rusya’ya çağ atlatmıştır (9000 Km’nin üzerinde ülkeyi boydan boya geçen bir demiryolu). Ruslar özellikle II Katerina zamanında topraklarına, toprak katarken Osmanlı kendisi kara, ruhu kara, zihni kara yöneticileri sayesinde (günümüzde durum farklı değildir) gerileme yolundadır. Kılavuzu cemaat kültürü olan Türkiye Cumhuriyetinin vay haline…
    Sözü fazla uzatmadan asıl konuya gelelim;

    Devam edecek…

    Önder Gürbüz
    http://www.gurbuz.net


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: