Gönderen: yakaza | Temmuz 2, 2010

Ashampoo Home Designer

Evinizi ve tadilat planlarınızı paranızı harcamadan önce bir de 3D olarak görün ve emin olun! Bu uygulama sayesinde istediğiniz kadar deney yapabilirsiniz…

Planlanmış odalara hem içeriden, hem dışarıdan bakın ve farklı malzeme kullanımının etkilerini paranızı harcamadan bir görün.

Dikkat: Bu yazılımı ancak 02 Temmuz 2010 saat 10:00’a kadar bilgisayarınıza ücretsiz tam sürüm olarak kurabilirsiniz.

Sistem Gereksinimleri: Windows XP/Vista/7
Yayıncı: Ashampoo GmbH & Co
Web sayfası: http://www.ashampoo.com/products/0067
Dosya boyutu: 164 MB
Yarınki Fiyatı: 19.99 USD

Gönderen: yakaza | Ağustos 30, 2009

İyi ki Varsın Diyebilmek…

 

Ne güzeldir birine İyi ki Varsın Diyebilmek..
Bu biri hayatınızdaki o boşlukta iyilerin derinliğini
bırakmıştır.Bıraktığı derinlik de
devamında iyi damlalarını ardından getirmek de gecikmeyecek ve
İyikiler denizini oluşturacaktır.
Bu deniz berraktır.Ayaklara batacak çakıldan ıraktır. Ne kadar derine
giderseniz gidin denizin dibi
aynı mavilikte olacaktır.
Bu deniz sukundur.Sizi fırtınalarında savurmaz. Başka denizlerdeki
fırtınaların önceden habercisidir.
Onu izlerken dalıp gidersiniz hayallere ama şu anki gerçeklerle..
Bu deniz Filizdir.Yeşilinin taze kokusuyeni doğuşların müjdesidir.
Emekle beslenirmeyveleri
çesit çesit renk renkdir.
Bu deniz paylaşımdır. Lokman ağzındayken kursağı boş olanları
düşünmektir. Ne fark eder ki deyip geçmemektir.Binlerce deniz
yıldızı sahile vurduğunda hangi birini okyanusa geri göndereceğiz
dememektir. Bir tanesi için bile çok şey fark ettiğini bilmektir..

Bu deniz Sevgi dir.. Her harfinin hakkını vererek söylemekdeğerini
bilerek yaşamaktır.
Sözde değil Özde Sevmektir…
Bu gün kaç kişiye İyi ki Varsın dediniz..
Hayatlarımıza zaman eklenirkenZamanlarımıza hayat eklemeyi unutmayalım…

 

Gönderen: yakaza | Temmuz 10, 2009

Su OLduğunu Düşün …

Şimdi sen “su” olduğunu düşün.

Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez…

İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.

Ama ister çeşmelerden dökül,

ister göklerden yağ,

ister nehirler dolusu ak;

dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.

Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın…

Unutma; daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin…

Gürültünün parçası olursun sadece!..

Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.

Çünkü; “Su nasılsa burada,

 lüzum yok ki suyu kana kana içmeye” diye düşünürler…

 Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!

Ormandaki hiç bir hayvan,

ırmağın gürültüler koparan yerinden

su içmeye çalışmadı şimdiye kadar.

Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi;

suyun durgun yerlerini bulabilmek için gittiler

ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler;

Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda…

 Sen, hep bir su olduğunu düşün.

 Su gibi güzel, su gibi yararlı,

su gibi vazgeçilmez…

Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.

Ama su gibi yaşatıcı ol ;

 Su gibi yıkıcı,

sürükleyici ve öldürücü değil!..

 Sen bir su ol…

 Ama rahmet ol; afet değil!

Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,ocaklarını söndürme;

Sana “felaket” denmesin!

Su isen bir bardağa sığabil ki;

damarlara giresin!..

 Su;

yüce Tanrı’nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri…

Ve suya benzediğini unutma!

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı,

su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu da unutma.

Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi,

su gibi de “kıyametler” koparıcı olabileceğini unutma… …

 Şimdi sen “su” olduğunu düşün.

Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez…

 İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.

Ama ister çeşmelerden dökül,

ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak;

dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.

Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın…

 Unutma; daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin…

 Gürültünün parçası olursun sadece!..

Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.

Çünkü; “Su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye” diye düşünürler…

Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!

Ormandaki hiç bir hayvan,

 ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar.

Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi;

 suyun durgun yerlerini bulabilmek için gittiler

 ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler;

Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda…

Sen, hep bir su olduğunu düşün.

Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez…

 Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.

 Ama su gibi yaşatıcı ol ;

Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..

Sen bir su ol…

 Ama rahmet ol; afet değil!

Su isen tarlalarını basma insanların,

yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme;

Sana “felaket” denmesin!

Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!..

 Su; yüce Tanrı’nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri..

. Ve suya benzediğini unutma!

 Su gibi özel, su gibi güzel,

 su gibi faydalı, su gibi lüzumlu

ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu da unutma.

Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi,

su gibi de “kıyametler” koparıcı olabileceğini unutma…

 Unutma; Senin işin rahmet olmak, afet değil!

Vadiler varken önünde ve ovalar varken yayılabileceğin;

 küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini

ve bardaklara bölebiliyorsan,

hayat verirsin çevrene.

Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe…

Yoksa hep duyulmayan,

 dinlenmeyen; korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi…

 Tercih elindeydi hep ve hep de “senin” ellerinde olacak…

Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için,

sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu

zannettireceksin çevrendeki insanlara!

Ama yapman gereken şu değil mi?

Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.

Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,

 kimin anlayıp anlamadığını.

Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini…

 Hatta anlayanların anladıklarının da

senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin…

 Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek,

en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın…

Ahmak olmayan yolcuların,

önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde,

saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,

vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi,

sen de fikrini bildireceğin kişinin “kıyıya yanaşmasını” bekleyeceksin !..

Demeyeceksin;

 “Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!..”

Demeyeceksin;

“Ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim.

Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..”

Keşke öyle olsaydı.

Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil…

Ağzını açıp “Şelaleden dökülen suyu” içmeye çalışan bir tavsan gördün mü hiç?..

Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden ,

susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü?

Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; beyni olan her yaratık gibi!

Hadi… Sen şimdi “su olduğunu” düşün,

ve kendini “su gibi” hisset…

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı…

Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu hatırla…

Ama yine su gibi

“bir küçük bardağın içine” sığdır ki kendini;

girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Hayat ver…

Vazgeçilmez ol!..

Nejat Koçer

Gönderen: yakaza | Nisan 20, 2009

YALNIZLIKTAN ÜŞÜYOR İÇİMDE KELİMELER

YALNIZLIKTAN ÜŞÜYOR İÇİMDE KELİMELER
 
Kederden kendime köprüler yapıyorum
Kıldan ince kılıçtan keskince köprüler
Her köprüden bir şiir okuyup geçiyorum
Yalnızlıktan üşüyor içimde kelimeler
 
Yüzünün denizinden atlaslar biçiyorum
Kendimden çok uzağa gitsem de çok kereler
Şiir ki salt coşkuyla yazılmaz biliyorum
Yalnızlıktan üşüyor içimde kelimeler
 
Çok ölmüş bir şairim yıldızlardan daha çok
Dalında uğuldayan şu rüzgârdan daha çok
Çok ölmüş yoksul ölmüş ama en erken ölmüş

Yalnızlıktan üşüyor içimde kelimeler
Bülent ÖZCAN
Gönderen: yakaza | Ocak 25, 2009

çağırsam gelir miydin?

 
 
Sen hiç böyle görmedin beni ..yorgun ..yıkık ve bıkkın ..harabeler içinde ..umut mu ? çoktan terk etmiş beni …koca bir kent yıkılıyor içimde … bedenim ölüm sessizliğinde..

maviler adadığım bir sevda masalı da kayıp gitti ellerimden sessizce bu sarı duvarlar..dile gelseler ne olurdu sanki ! onlarda inadına yıkılıyor üzerime ..

şarkılar nehir olup doluyor gözlerime .. kimsesizliğim tokat gibi çarpıyor yüzüme ..

çağırsam gelir miydin ?

Aklımdan geçtin şöyle bir an ! arasam dedim ..saat gecenin bilmem kaçıymış bana ne ..atla bir taksiye .. 15 bilemedin 20 dakika da burdasın ..

gelirken uğra bi tekele .. kap şöyle iki şişe şarap ..köpek öldürenin den yok iki yetmez üç olsun ..

bu yoklukta başka ne içilir ha aslan sütümü hala duruyor dolap da ama mezem yok ki !

üşümeyi de göze alacaksın bu arada .. dizlerine bir battaniye sererim nasıl olsa .. bir iki kadeh den sonra geçerdi üşümen .. geçerdi ama…içimin zindanında çürümüş bu yüreğin yaralarını serdikçe gözlerinin önüne bakabilir .. dokunabilir miydin !

çağırsam gelir miydin ?

Öyle sessiz öyle durgun ki içim .. hep duyduğun gülüşlerim den uzak .. gittikçe bir boşluğa düşüyorum ..aynaya da bakmıyorum nice zamandır saçlarımı öylesine topluyorum .. nasıl bir kadındım güzel miydim .. çirkin miydim .. unuttum !

hani şu nikotin de olmasa..sokağımı da unutucam nerdeyse ..bir tek o sebeb / den çıkıyorum evden ..çalan telefonlara da cevap vermiyorum.. ne bir kimseyi görmek .. ne duymak istemiyorum .. kaç ezan sesinde isyanlarım çığlık çığlık bağırdı içimde .. uyumayı ne çok istedim ve diledim..uyusam / uyusam ve hiç uyanmasam ! tanrı da duymuyor sesimi ya da aldırmıyor !

çağırsam gelir miydin ?

Gelseydin ..

ömrü ayaza kesmiş bir ömrü dinleyebilir / kahır dolu bu halimi çekebilir miy din ?

ağlama derdin biliyorum ama gözyaşları çoktan firar etmiş bu gözlerle kocaman sarılıp sana katıla katıla ağlasay dım omuzun da geçer miydi üşümesi yüreğimin !

ve

gözlerine topladığın hüznümle giderken … kurşuna dizilmiş bir dağın hikayesini yazar mıydı ardımdan kalemin !

çağırsam gelir miydin ?

Ümran Aydın

Gönderen: yakaza | Ocak 4, 2009

Hatalı düşünceler

1-) “Sevilmediğim zaman bir hiçim”
Bunun açılımı çok önemli. Çünkü histerik kadınların tümünde bu sorunlu düşünme biçimi ağır biçimde hissediliyor ve hatta onların hayatlarını kapsıyor. Başkaları tarafından sevilmeyi bekleyen ve kendini sevmeyi bu duygu üzerine kuran kadınlar, toplumun yapısından dolayı çoğunlukla aşağılandıkları ve aile içinde ikinci plana atıldıkları için sorun yaşıyorlar ve ilgi çekebilmek için her türlü yola başvuruyorlar. Sevilmediğim zaman bir hiçim düşüncesi en tehlikeli düşünce biçimi. Çünkü öncelikle bir insanı herkesin sevmesi zaten mümkün değildir. Ve daha da önemlisi kendini sevmeyen insanı zaten kimse sevmez. Bu böyle düşünen insanları çıkmaza sokuyor. Bu tür insanların kendilerine değer vermeyi öğrenmeleri gerekiyor.

2-) “Başkalarını memnun etmek zorundayım.”
İşte en hatalı düşünme biçimlerinden biri de bu ve Türkiye’de çok yaygın. Kendi isteklerini, beklentilerini bir kenara bırakıp çevresindekiler için yaşayan, onları memnun ederek mutlu olmaya çabalayan o kadar çok insan var ki. Ve bu insanlar bir süre sonra tam bir doyumsuzluk içine giriyorlar. Bu doyumsuzluk onları giderek mutsuzlaştırıyor ve zaten bir süre sonra kimseyi mutlu edemez hale geliyor bu kişiler. İnsan birilerini mutsuz etmemeli tabii ki ama birilerinin mutlu olmasını ön plana alarak kendini geri planda tutmamalı.

3-) “Eleştirilmek reddedilmektir.”
Her medeni insan eleştirilmenin önemli olduğunu bilir. Eğer birileri sizi eleştiriyorsa gelişmenizi istiyordur. Ve eleştirilmek sevilmemek anlamında alınmamalı. Kötü niyetli olarak eleştirenlerin kendi sorunları vardır ve onları öyle kabul edebiliriniz ama sizi gelişmeniz adına eleştirenlere kızmayın ve reddedildiğinizi

4-)“Yalnız olamam” “Yalnız kalamam”
Bu da en önemli yanlış düşünme biçimlerinden biri. İnsan yalnız kalabilir ve yalnızken de mutlu olabilir. Yalnız kalmak hayatın her döneminde insanın başına gelebilecek bir şeydir. Yalnızlıktan korkan insan salt bu korku nedeniyle istemediği insanlarla beraber olabilir.

5-) “Başarı her şeydir”
Kimi insan hayatının odak noktasına başarıyı yerleştirir. Başarılı olursa mutlu olacağını sanır oysa başarı her zaman mutlu olmayı sağlamaz. Başarı, para kazanmanın, yaşamda ayakta kalabilmenin önemli bir koşuludur ama mutlu olmak için olmazsa olmazlardan değildir. Başarı hırsı kimi zaman insanı mutsuz bile edebilir. O nedenle dozunda yaşanan bir başarı insanı mutlu eder ama başarı her şey demek değildir.

6-) “Yaşamda sadece kazananlar ve kaybedenler vardır.”
Yaşamda sadece kazanan ve kaybedenler yoktur. Yani yaşam siyah ve beyazdan ibaret değildir. Gri ve tonları da mevcuttur. Üstelik hayatı renkli kılan da budur. Bu düşünceye odaklanmak, yani kazanmaya odaklanıp, kaybetmekten korkmak insanı huzursuz eden bir düşünme biçimidir.

7-) “ Yaptığım herneyse en iyisi olmalıyım”
En iyi olmak güzel bir şeydir ama yaptığın her neyse onda en iyi olmak çabası her zaman olumlu sonuç vermeyebilir. Herkesin yetenekli olduğu ve başarılı olacağı alanlar vardır ama en iyisi olmak çabası bir süre sonra insanın çevresindeki olumlu şeyleri de görememesini beraberinde getirir. Aynı zamanda kişinin gerginleşmesine neden olur, depresyona kadar götürebilir.

😎 “Yardım talep edemem.”
Aslında her insanın hayatının belirli zamanlarında yardıma ihtiyacı olabilir ve o zaman da çevresinde yakın gördüğü insanlardan yardım istemi lazım. Daha doğrusu sadece kendi başına ayakta durmaya çalışan, hayatı tek başına sırtlayan insanlardan olmaya çabalamak belki insanı başkalarının gözünde güçlü kılabilir ama çok da ağır bedeller ödemesine neden olabilir. Sonuç olarak gerektiği zaman başkalarından yardım isteyebilecek kadar birilerini yakın hissedebilmek insanı mutlu eder.

9-) “Kontrol gücüne sahip olmak için en mükemmel olmalıyım”
Bu da aslında en başarılı olmak, başkalarından yardım istememek, eleştirilmekten nefret etmek gibi bir sürü hatalı fikri kendinde toplayan hatta onların özeti sayılabilecek düşünce tarzlarından biri. En mükemmel olmaya çabalamanın gereksizliği bir yana kontrol gücünü elinde tutma isteği de insanı huzursuz eden duygulardan biridir.

10-) “ Eğer birinin bana çok fazla yaklaşmasına izin verirsem, o kişi beni kontrol eder.”
Bu da hatalı fikirlerin sonuncusu. İnsanı tam anlamıyla yalnız bırakan, depresyona sokan ve hatta paranoyak dedirten bu düşünce tarzı bireyin sorunlarını başkalarına anlatamayışına kadar gider.

Prof. Dr. Arif Verimli

Gönderen: yakaza | Aralık 27, 2008

İstanbul yoktu sen olmasaydın…

 

iSTANBUL YOKTU SEN OLMASAYDIN

 

Ben nice İstanbullar gördüm sana gelinceye kadar
Kirli paçavralara benzerdi insanları
Dostluktan, vefadan yoksun.
Bölünmüş, dağılmış, parçalanmış
Ve her biri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.
Yüzümde dolaşan birer iğrenç böcekti gözleri
Bir tutsam
Yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri
Evlerinde bulduğum yalnızlık
Sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.
Günler boyunca
Bir başka karanlık gelirdi
Karanlığın biri kaybolunca
Güneşler doğardı görmezdim.
Bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni
Bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.
Bilmezdim…

Zindandı bütün meyhaneler
Duvarlar karaydı
Köhne bir Bizans eskisiydi İstanbul sensiz.
Semt semt bir ağır yorgunluktu
Sürekli bir aldanıştı sokak sokak
Benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca
O büyük yalanlarda yaşadım.
Senden habersiz bir ölü gibi
Senden uzak zamanlarda yaşadım.

Mabetler yıkıldı içimde
Umutlar hayaller yıkıldı
Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
Sokaklar kaydı ayaklarımın altında
Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
Gün oldu
Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
Toz toz oldum, duman duman oldum
Aldığını geri vermedi yıllar
Yitirdim kendimi bu rezil şehirde
Seni buluncaya kadar.


Eskiden bir lale hatırlardım
Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
Rıhtımlar balık balık kokardı.
Ne zaman
Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
Vapur düdükleri durmadan öterdi.
Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
Bana yeterdi.


Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
Gezdim sokaklarında
Sonra kaç yıl bir sevgi aradım
İstanbul’u aradım.
Belki de seni aradım bilmeden
Ayaklarımın dibinde denizler can çekişti
Şehirler parçalandı
Bir çağ öldü gözlerimin önünde
Benim en güzel çağım öldü.
Bizi topraktan yarattılar
Gel gör ki…
Bu şehirde
Benim toprağım öldü.

Seni aradım bu şehirde yıllarca
Yana yakıla seni..
Sen kimdin, sen neredeydin kim bilir?
Hep böyle sensiz miydi bu şehir.
Bu şehir İstanbul muydu ?
Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
Gemiler demir almazdı
Trenler işlemezdi
Sen olmasaydın
Bir ömür bitip
Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
Bahar gelmezdi
Ağaçlar çiçek açmazdı
Seni bulmasaydım
Ve ben yoktum
İstanbul yoktu
Sen olmasaydın.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Gönderen: yakaza | Aralık 27, 2008

Sonum ol…

Senin doğru zamanların benden çok öncelerde kalmış sevgilim…..

Bense hep yanlış zamanlara mecburum şimdi…
Kış güneşine aldanıp açan çiçekler gibi mevsimsiz solacak olsa da sana olan aşkım, inadına seviyorum seni….. Yalancı sıcağını seviyorum sevgilim….. Zarar göreceğimi bile bile. Sonunda solacağımı bile bile seviyorum seni….. Sana açıyorum yüreğimi, biliyorum ki güneşin umurunda değildir mevsimsiz açan çiçek. Ben yine de açıyorum yüreğimi. Umurunda olmasa da, Seviyorum seni…..


Alev alev yanıyorum
Buzlarım çözülüyor aşka
Gardım düşüyor, tutamıyorum
Korkuyorum bakışların çarpınca bana…..

Biliyorum ki sonum olacaksın.
Korkuyorum ki sonum olacaksın.
İstiyorum ki son’um olasın.
İlk’im olduğun gibi, Son’um olasın.
Senin doğru zamanların çoktan harcanıp gitmiş sevgilim. Senin suçun değil bana yanlış zamanlarda gelmen. Yada benim sana gelmem en yanlış zamanında. Zamanlarımız uymasa da, benim için erken olan sana geç kalmış olsa da seviyorum seni…..

Alev alev yandığım doğru
Küllerinden doğar mıyım sana doğru
Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum Yerdeyim
Sendeyim…..

Hep doğru zamanda doğru yerde olur diye düşünürdüm aşkı. Oysa ben aşkı bulduğumda yanlış zamanındaydım hayatının ve en yanlış yerinde. Düşündüğün gibi yaşanmasa da hayat, seviyorum seninle hayatımı….. Sen ve hayatım….. Aynı anlamı taşımaya başlasa da, sensizlik hayatımın sonu olacak olsa da
Al beni
Ne
Yaparsan
Yap!…..
ALINTI

Gönderen: yakaza | Aralık 14, 2008

Anlamadığım ne var biliyor musun?

 

Anlamadığım ne var biliyor musun?
Hayatıma bu kadar kolay girmişken sen, niye çıkmıyorsun kalbimden?
Aklıma geldikçe niye süzülüp akıyorsun zlerimden

Uzun bir gece olacak belli..
Yeni sabaha sensiz uyanabilmek için bitirmeliyim gecenin karanlığında hepsini..

Bu gece bitsin diye bu sevda her şeyimi ortaya koydum..
Bitsin diye bu masal ben mutsuz sona razı oldum..
Sandığın kadar güçlü biri değilim belki de..
Belki de konu sen olunca dayanamadım daha fazla..
Daha fazla güçlendirebilecekken sen bitirdin bu kalbi belki de
bilmeden..
Aşar beni bu konu..

Bu kadar severken üzülmek, beklemek, ümit etmek, gelmeyeceğini bilerek
yollarını gözlemek, tüm hayallerde başrolleri sana vermek, rüyalarda
seni görmek..
Bırak kimyamı, bunlar akla da mantığa da aykırı…

Senden sonra tövbe etsem bir daha sevmesem..
Sözümden dönmesem, sevmesem de kalbimin taş oluşunu izlesem..
Akmasa gözlerimden yaş da artık hissetmesem..
Duygu nedir bilmesem..
Ya da mutlu sonla bitse de bu masal sen çıkıp gelsen..
Bir ihtimal ya, gece bitmeden bir yerlerden seslensen..
Bende tüm yazdıklarımı bir bir karalayıp silsem..
Zor olacak seni bitirmek anlaşılan..
Veda yazımda bile bir umut bir ümit varken zor olacak bu tören.

Sen yine de acele et…
Ya gönlüme dokunuşunun ilk gecesi,
Ya da kalbimdeki son gecen, bu gece…

 

Gönderen: yakaza | Aralık 14, 2008

Kaçtığın şehir mi yoksa yüreğin mi???

 

 

Hani gitmeler vardır ya,gidersin,
gidersin ama yeniden aynı yere dönersin.
Çare değildir gitmeler.
Şehirden kaçarsın ama kendinden,
yüreğinden,sevdandan kaçamazsın.
Şehir geride kalmıştır ama sevdan aynı yerde durur.
Şehri koparıp attığın gibi atamazsın içindeki yaralı sevdayı.
Bir kez daha gözlerin dolar,
ardına bakıp geride bıraktığın sevgiliye son bir kez bakarsın.
Son bir vedadır,yolun sonunda geride kalan.
Son bir elvedadır,kanayan yürekte tek kalan geriye.
Yollar gidilir… Şehir geride kalır….
Ama yara hep kanar.
Sıcacıktır asla kabuk bağlamaz.
Vurmuştur bir kere soğuk bir el keskin hançeriyle.
Sevda girmiştir zehir gibi kanına.
Şehir geride kalır ama zehir hala kanında akar.
“Kaçtığın sevgili ya da şehir değildir asla kaçtığın kendi yüreğindir aslında.”
Adı kaçmakta olsa;
köşede yine seni bekleyen bir sevda ve kanayan bir yara vardır…
Sorarsın kendine kaçtığın şehir mi yoksa yüreğin mi..

 

Gönderen: yakaza | Aralık 8, 2008

Mutlu bayramlar…

Gönderen: yakaza | Kasım 16, 2008

UÇUŞAN ÇİÇEK,GÜL VE GİF HTML KODLARI…

…LİNKLERE TIKLAYINIZ…

…UÇUŞAN KIRMIZI KALPLER…

…UÇUŞAN ALLAH YAZILI KIRMIZI KALPLER…

…SİTENİZDE YAPRAKLAR UÇUŞSUN…

…AÇILIP KAPANAN MÜRDÜM RENKLİ ÇİÇEKLER UÇUŞSUN SİTENİZDE…

 …PIRILTILI TOPLAR UÇUŞSUN SİTENİZDE HTML KODU…

 …PAPATYALARLA SÜSLEYİN SİTENİZİ HTML KODU…

 …PEMBE TOMURCUK GÜLLER UÇUŞSUN….(HTML KODU)…

…BAŞKA BİR PEMBE TOMURCUK GÜLLER UÇUŞSUN SİTENİZDE…

…BEYAZ TOMURCUK GÜLLER UÇUŞSUN…

…PEMBE PAPATYALAR UÇUŞSUN HTML KODU…

…SİTENİZDE TURUNCU PAPATYALAR UÇUŞSUN…

…SİTENİZİ HAVAİ FEŞEKLERLE SÜSLEYİN HTML KODU…

…GÜL KURUSU GÜLLER UÇUŞSUN SİTENİZDE…(HTML KODU)…

…SİTENİZDE GÜVERCİNLER UÇUŞSUN…

…SİTENİZDE RENKLİ ÇİÇEKLER UÇUŞSUN…

…PEMBE BUKET ÇİÇEKLER UÇUŞSUN SİTENİZDE…(HTML KODU)…

…KIRMIZI GÜLLER UÇUŞSUN SİTENİZDE…(HTML KODU)…

…ARKA PLANDA HARFLER UÇUŞSUN HTML KODU…

…SİTENİZDE BALIKLAR YÜZSÜN HTML KODU…

…PAPATYALAR UÇUŞSUN HTML KODU…

…SİTENİZDE YEŞİL ÇİÇEKLER UÇUŞSUN HTML KODU…

 …UĞURBÖCEĞİ HTML KODU…

…SİTENİZDE KAZLAR UÇUŞSUN HTML KODU…

…SİTENİZDE YEŞİL ŞEKİLLER UÇUŞSUN HTML KODU…

…FARKLI UÇUŞAN PEMBE GÜL BUKETİ HTML KODU…

…KIRMIZI YILDIZ ŞEKLİ UÇUŞSUN SİTENİZDE…(HTML KODU)…

…GÜLLER UÇUŞSUN…(HTML KODU)…

…SARKAN GİFLERLE SÜSLEYİN SİTENİZİ…

…SARI PAPATYALAR UÇUŞSUN SİTENİZDE HTML KODU…

 …SİTENİZDE PAPATYALAR UÇUŞSUN HTML KODU…

…SİTENİZDE GÜL YAPRAKLARI UÇUŞSUN…(HTML KODU)…

…PEMBE ÇİÇEKLER UÇUŞSUN SİTENİZDE HTML KODU…

…UÇUŞAN ZAMBAK ÇİÇEKLERİ…

…PEMBE PAPATYALAR YAPSIN HTML KODU…

…UÇUŞAN KELEBEK HTML KODU…HAKİ RENKTE…

…PEMBE YILDIZLAR UÇUŞSUN SİTENİZDE HTML KODU…

…DÖNEN KALPLER UÇUŞSUN HTML KODU…

…TÜRK BAYRAĞI UÇUŞSUN SİTENİZDE…(HTML KODU…

…UÇUN ŞEKER BİR KIZ GİFİ İLE ŞENLENSİN SAYFANIZ…(HTML KODU)…

…UÇUŞAN DEVEGÜLLERİ HTML KODU…

…MAVİ GÜLLER UÇUŞSUN HTML KODU…

…BAŞKA BİR MAVİ GÜL HTML KODU…

…FARKLI UÇUŞAN SARI PAPARYALAR…

…UÇUŞAN LOVE YAZILI RENKLİ KALPLER HTML KODU…

…PARLAYAN PEMBE KALPLER UÇUŞSUN…

 …KIRMIZI SARI GELİNCİK ÇİÇEKLERİ…

…ŞEMSİYELER UÇSUN SİTENİZDE HTML KODU…

…RENK DEĞİŞTİREN MENEKŞELER…

…NAZARBONCUĞU UÇUŞSUN HTML KODU…

…KIRMIZI MENEKŞELER UÇUŞSUN

…UÇUŞAN TURUNCU GÜLLER…

…PEMBE KASIMPATILAR…

…GALA ÇİÇEKLERİ…

…EFLATUN MENEKŞELER..

…GÜZEL BİR GÜL GİF HTML KODU…

…KAHVERENGİ KELEBEKLER UÇSUN…

…AY YILDIZ İLE SÜSLEYİN SİTENİZİ HTML KODU…

…TWEETY HTML KODU…TWEETY UÇSUN SİTENİZDE…

…TURKUAZ ÇİÇEK…

…GÜL_2_…

                                                  …GÜL_1_…

                           

Gönderen: yakaza | Kasım 16, 2008

FARZET KI

 

Farzet ki bir rüyaydı tüm yaşanan
Derin değildi birbirimizden uzakta uyunan hiçbir uykumuz
Yüzümüze vurdu sabahın ilk ışığı,
Erken uyandık….

Farzet ki..
Bir bilinmezin sürgünlüğündeymiş iki yürek
O bilinmezin, bildik bir köşesinde denk düşmüş iki çıkmaz sokak
Kapıları kapalı
Perdeleri çekili
Ve tüm çiçekleri solmuş bir balkonun
Buzdan demirlerine saplanmış birkaç parça umuttayız

 


Farzet ki…
Çocukluğumuzdan kalma bir masaldaymışız
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan ama sonu hiç gelmeyen
Leyla ile Mecnunun hikayesinde takılı kalmış aklımız
Bu zamanda halimize bakmadan, bir cesaret  oyunu oynamaya kalkmışız
Farzet ki, roller ağırmış
Mekan uygunsuz,
Zamansa oldukça dar
Hiç alkış almamışiz,
ilk oyunumuzda yerle bir olmuş hayallerimiz,
Yıkılmışız….

 

Farzet ki,
Olmayacak bir avuntunun kollarında,
Ömrünü tamamlamaya çalışan iki ömürmüşüz
Ha yaşanmış, ha yaşanmamış diyerek kadere karşı gelememiş
Çaresiz boynmuzu bükmüşüz
Ne göz yummuşuz içimizde kıpırdanan o deli sevdaya
Ne görmezlikten gelebilmişiz birbirimizi
Farkına vardığımızda dipten yıkan vurguna rast gelmiş yolumuz
İstemeden ayrılığa kul olmuşuz…..
 


Farzet ki.
Gittiğimiz en kolay yolmuş tırmandığımız şu yokuş
Ne başı belli ne sonu, öylece kosup durmusuz
aklarımızdaki güç,
Yüreklerimizdeki sevgi dayanacaktı belki ama
Farzet ki,
Yokuş yorulmuş….

Gönderen: yakaza | Kasım 16, 2008

Güllerin efendisi

Gü’l yüreklerden yanık kokusuyla dostluğa açılan kapıdan içeri sızan rüzgar……

 

 

Ey Gül-i Ranadan kokusunu almış serin rüzgar…..

 

 

Geldin de buraları gü’l kokularıyla donattın..

 

 

Kokunla donanmış rüzgar ağlamakta…..

 

 

İnliyor iftirakından sızlanıyor Gül-i Rana’m senin hasretinle….

 

 

Gül yüreklere bir damla kan sızıyor….

 

 

Seni arıyor uğruna feda edilecek Kalpler….
 
 
Seni sevmeyen gözlere karşı siper edilecek gözler seni arıyor…
 
 
Adım adım attığın sokakları, kaldırımları geçiyoruz..
 
 
Her yer toz duman..Yorgun düşmüş kalp atışları hariç hiç bir şey duyulmuyor..
 
 
Seni seviyoruz diyen dudaklarımızın ardında hep bir salât saklı….
 
 
Ümmetiniz…Bak dostluğunda dostluğu bulduk……
 
 
Dostluğu bulduğumuz sende kapılarımızı sonuna kadar açtık…
 
 
Gü’l verdik gül yürek taşıyan, 14 asır öncesi kardeş bellediğin kardeşlerimize…..
 
 
Hoş buyurduk, güzelliği paylaşmaya geldik güzel olandan öte….
 
 
Senin ahlakınla ahlaklanmaya….Birazcık da olsa sana benzemeye geldik Ey Habibim…
 
 
Dostluk kapısında her yeri Gü’l kokusuyla bezemeye …
 
 
Gözlerimizi doğruya çevirmeye, senin yolundan gitmeye geldik…
 
 
Bir amaç, bir gaye düşündük hep,

 

 

 
 
Titreyen Kalp, Kan damlatan Yürek, Seven Gönül….

 

 

 

 
Seni sevdiğimiz için Rasulüm….Senin gibi olmaya geldik….
 
 
Yolda yürürken ayaklarımıza batan dikenleri gönlümüzün en iç dilekleriyle kabul ettik…
 
 
 Allah yolunda bizimde ayağımıza bir taş değdi diye sevindik…
 
 
Seni anmayı istedik, seni görmeyi, seni gül kokunu her yerlere salmayı …
 
 
Duyulmadık diyarlara uzattık dost elimizi…
 
 
Yiğit üstü yiğitliğini…..Cömert üstü cömertliğini…Dostluk üstü dostluğunu…
 
 
Aşkını……Sevgini….. Allah korkunu… Titreyişini….Şefkatini….
 
 
Bizlere olan düşkünlüğünü…..
 
 
Bizlere olan özlemin kadar bizimde seni özleyişimizi….
 
 
Adın anılınca gözlerden dökülen mercanları silmeyipde orda kalmasını…
 
 
ALLAH deyince sararan yüzleri, titreyen kalpleri….
 
 
Bir elimizden de sen tut istedik YA RASULALLAH
 
 
Başımızı bir annenin cocuğuna şefkati gibi okşa istedik…
 
 
Seni görmeye dayanacak gözlerimiz yok….
 
 
Utanıyoruz belki mahcubuz…
 
 
Gözlerimizde bir haya senden kalan bir haya bu….
 
 
Yüreklerimizde bir yanık Gü’l kokusu senden kalan Gü’l bu….
 
 
Gözlerimizde bir kamaşma, ALLAH aziz ve cellenin cemalini görmeden olan bir kamaşma bu …
 
 
Senin kokunun estiği rüzgarla…..
 
 
Hep sana salat hep sana selam ediyoruz….

 

Gü’l yürekli kardeşlerimle….

 

Güzel islamın güzel insanlarıyla….

 


 

Adım adım ilerlerken burnumuza ulaşan kokunun hiç dinmemesini istiyoruz….

 

 

 

 
Neden biliyor musun Habibim….

 
 

 

Neden biliyor musun Can Rasulüm….
 

 

 

Neden biliyor musun sultanlar sultanı Can Ahmedim….
 

 

 

Gül Muhammedim…Canımın cananı..
 
 
Kainatın gülü..Rahmet sağanağım…

 
 

 

Çünkü…..
senin adını duyunca yüreğimizde hep bir şeyler kopuyor sanki..

 

Bir seyimiz eksikde onunla bulusmayı bekleyen mecnun gibi….

 

Dağlardan önce yüreklerimizi kazmayla delip gecen ferhatız sanki….

 

Çünkü Can Ahmedim seni seviyoruz….

 

Seni en samimi en pak ve en güzel yüreklerimizle seviyoruz…

 

Gözyaşlarımızın en temiziyle seviyoruz…

 

Kalbimizin en masum en dolu en Gül kokulusuyla seviyoruz….
 
Seni Seviyoruz Ya Rasulallah…
 

 

 

Buyurun canlar hamd ve sena bizi yaradıp bize kulum deyip bize en büyük şerefi verene….
 
 
Salat ve selam o’na rahmet peygamberimize….
 
 
Biricik rehberimize….Allah’ın sevgilisine…
 

O Sevgililer Sevgilisine..
 
 
Can Ahmedime,Muhammedime
 

 

ALINTI

Gönderen: yakaza | Kasım 16, 2008

Seviyorsan aşık olma

 

Gönderen: yakaza | Kasım 16, 2008

Günahsız Aşk

Günahsiz Ask

Zamansiz gözlerini ufka dikisin var ya
Beni benden edisin
Hesap vermeden
Sormadan
Söylemeden sevisin
Bugulu gözlerinde
Bakislarin beni birakir gider ya
Sadece


Sadece sen yokken kendime gelisim
Umulmadik bir yerinde hayatin
Cigerlerini söküp atarcasina
Kalbindekileri haykiracakmis gibi
Karsimda durusun
Ve bir kelime bile etmeden
Çekip gidisin
Ve sususun var ya…

Sakagima dayanmis bir namlunun
Tetigini çekmeyisin
Oluk oluk cana hayat veren kani
Sahdamarda kesisin
Ve beni benden edisin
En yasanacak zamaninda
yasanmamisliklarin


Çekip gidisin
Ve asktan ölürken dahi
Sevmiyorum deyisin
Ve günahsiz gidisin
Beni günaha sokar ya…


Ugur Arslan

Gönderen: yakaza | Kasım 16, 2008

Fani şiir

kaç senet yaptın


dünya ile


ne zaman doluyor vaden senin


ne kadar aldın


acıdan tatlıdan payını


neler verdi bu aleme


senin düşüncen


senin beynin.

 

 

Fatih ÇINAR

Gönderen: yakaza | Kasım 9, 2008

Sensiz sabah olmuyor!…

 

Elimde sigaram aklımda yine sen

Vazgeçilmez tek duygum,

en değerli hazinemsin

Yüreğimin içinde yanan kızgın alevsin

Beni ancak senin sevdan söndürebilir

Olmuyor birtanem sensiz olmuyor,

Günler geçmiyor,sabah olmuyor

Özledim seni ırmakların akışı gibi,

Özledim seni işte var mı bunun ötesi

Var olduğunu bilipte sensiz omak varya

İşte beni kahredende bu değil mi?

Varlığını hissedipte sana ulaşamamk varya

Elimi kolumu bağlayan bu değil mi?

Sana olan sevgimi bile geçti

Seni görebilmek umuduyla yaşadığım şu hayat

Beni öyle usandırdı ki

Tek ümidim sen,

hayallerimi süsleyen en güzel varlık

Seni çok ama çok seviyorum ertık anla beni…..

Sen bazen dudağımda bir gülücük

Kalbimde yanan bir ateş.bazende

Gözlerimden akan bir damla yaşsın

Ama her zaman şu küçücük kalbimde

İçine sığmayacak kadar büyük sevgin olacaktır

Seninle olmak varken neden yalnızım

bunu çözemedimki

Ben senin için neyim söyler misin?

Senin yokluğunda seninle olmak nedir

biliyor musun?

Hesabını kime soracağım

sensiz geçen bu uykusuz gecelerin

Özledim aşkım seni özledim,

İsmini andıkça canım yanıyor,

Resmine baktıkça gözüm doluyor,

Sensizliği düşündükçe hayat duruyor

Uzadı geceler sabah olmuyor,

Seni seven gönlümde hasretin hiç bitmiyor

Gel de artık bitsin bu özlemim  

 

Gönderen: yakaza | Kasım 8, 2008

Adam Kadin VE ASK..!!! |

 

 

adam;

intihara meyilli düşüncelerim var
mendil arasında gizli / bilinmedik
gözyaşımı sen yapıp sakladığım
hatta isyanlarım tırnak yedirtircesine
yüreğimde biriken hınçlarım var
haykırmak için ölesiye

 

kadın;

adresi sen olan düşlerim var
sandığımda aşk yapıp sakladığım
hayallerim var bize ait
öyle ki isyan ettirir delice
dağarcığımda biriken imkânsızlıklar
sana ulaşmak için
biz olmak için
var olmak için belki de

 

adam;

hey yar
bu zulüm nedendir seven kalbime
oysa sevdamı ısmarladım birkaç ümit önce
gelirsin belki bir umut
bir sıcaklık veririsin
katlanırken hayatın acımasızlığına diye

 

kadın;

ah yar!
bana hiç yer yok muydu
şu kısacık ömründe
döküyorsun kelimeleri önüme ama ulaşmıyor
hayallerimi ısmarladım sana yetmedi
ben gözlerine değemedim sana yetişemedim

 

adam;

(güya) seninle katlanırken sensizliğe
ömrümün her safhasındayken
cümlelerim sana aşina umman oldu
sensizlik boğuldu açıklarda
boğazımda düğümlendin gel diyemediğim de
oysa hasrettim sımsıcak gülümsemene

 

kadın;

ey kalbe haramım
adamım insanım akla ziyanım
bir mendil hazırla şimdi bana
bir de seni ver yürek arası gözyaşlarıma
vaveyla dökerim denizler aşırı
vakit var mı / vakit dar mı yaşayacaklarımıza

 

adam;

ağlayan bendim başı önde
ağladığım biz
gözler imkânsızlıktaydı
yandım alevler arasında oysa
sevdikten sonra bendim ağlayan
düştüğümde dağıldım paramparça
avare şafakları bekledi kirpiklerim
üşüdüm güz misali sevdanda

 

kadın;

kıyan sendin acımasızca
kalbim önünde sevdamız yangın yeri
acı benim şuramdaydı
şimdi başucumda
aşkı çiğneyen de sendin
senin olduktan sonra
kalp yarası oldum kanadım
gündoğumlarını beklerken gözlerim
hiç bitmedim bitirmedim bizi oysa

 

adam;

ah yar!
bana ne kaldı sanıyorsun ki senden sonra
sadece düşman geceler
ah bir de sana nöbette gözler
yanmışım buruk bir sevdanın hatırına
anlamsızım yokluğunda
yapayalnızım unutulduğum sokaklarda
dolaşırken ayaklarım birbirine
kapanmıştır kapılar
biz mi
biz hala imkânsız sevdalarda

NOT: Kadındı / Adamdı / İnsandı / Sevdaydı… Yüklediğimiz anlamlar hep bu kadardı. Kavuşmak imkânsızdı. Gerçek sevgi var mıydı? Kim haklıydı? İsyan insanlığa ulaştı mı? Yoksa yine mi yarım kaldı ( k) !

 

 

Gönderen: yakaza | Ekim 1, 2008

Bayramsız çocuklar

MesajFakir Çocuk    
 
sokak ortasında

beyaz çarşafın üstünde duran
bir pire gibi göze çarpıyor
pasaklı kopil

burnunun contası bozulmuş
sürekli sızdırıyor

boynunda
iple asılmış bir düdük
üstüne üstelik
donuda düşük

sol elinin baş parmağı ağzında
sağ elinde telli makara
o da istemez mi katılmak
bayram çocuklarına

c.uslu

Older Posts »

Kategoriler

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.